Kireçtaşından kesilmiş jiletleri andıran bisküvi kalınlığındaki sivrilikler, dünyanın en büyük adalarından birindeki, eşi benzeri olmayan vahşi canlılar için sığınak olmuş.

180 m’den daha yüksek kireçtaşı uçurumun tepesinde, minyatür bir kayıp dünya tasvir edin. 30 metreye ulaşan yükseklikleriyle jilet gibi keskin taş kuleler diyarında, en sağlam çizmeler bile birkaç dakika içinde lime lime parçalanır, tek bir yanlış adım kol ve bacak derilerinin soyulmasına, damarların kesilmesine neden olabilir. Krokodillerin yer altı mağaralarının derinliklerinde yaşadığı, ağaçlardaki lemurların utangaç hayaletler gibi kocaman gözleriyle dikkatli dikkatli etrafı gözlediği, minicik arıların kovanlarındaki tek bir arının bile ezilmesi halinde oğullar halinde saldırıp, tehlikeli bir biçimde soktuğu bir dünya burası…

 Burası Madagaskar’ın kuzey ucundaki Ankarana Platosu. Belki de baştan sona olağanüstülüklerle dolu olan bu adanın en olağan üstü bölgesi. Madagaskar Adası, Doğu Afrika kıyılarına yaklaşık 600 km uzaklıkta bulunuyor. Kuzeyden güneye uzunluğu 1600 km olan bu dev ada, 600 km’lik bir yüzölçümüne sahip ve Grönland, Yeni Gine ile Borneo adalarından sonra dünyanın dördüncü büyük adası. Topraklarının renginden dolayı  ‘ Büyük Kızıl Ada ‘ ismiyle bilinen Madagaskar ( günümüzde insanların neden olduğu erozyon nedeniyle bu toprağın denizlere kayması ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda ) tümüyle kendine özgü bir bitki ve hayvan evrimine tanık olmuş.

 Adanın benzersiz ekosistemi bundan 120 milyon yıl önce, kıtaların kopup ayrılmaya başladığı dönemde oluşmaya başlamış. Madagaskar, eski Gondwanaland süperkıtasının haritasında, Hindistan’ın güney ucu, Afrika’nın doğu kıyısı ve Antartika’nın kuzey kıyıları arasında sıkışmış görünüyor.

 Dev sürüngenler çağında dinozorlar güçlükle de olsa Afrika’ya hala karadan geçebiliyor, kıtaların ayrılmaya başlamasından milyonlarca yıl sonraysa bitki ve hayvanlar, Madagaskar’da koloniler kurmak için bitki salları üzerinde aradaki mesafeyi aşabiliyorlardı. Ancak yaklaşık 40 milyon yıl önce aradaki açıklık devasa boyutlara gelince bu evrim trafiği sona erdi. Adada ilk insanın sahneye çıkmasıysa yaklaşık olarak M.S. 500 yıllarına rastlar ve bu insanlar komşu Doğu Afrika kıyılarından değil, Endonezya’dan botlarla gelmişlerdi.

 Ankarana Platosu, ‘karst’ olarak bilinen bir tür kireçtaşı dekoruyla örtülü. Senede ortalama 1800 mm’ye kadar ulaşan ağır yağmur fırtınalarıyla geçen milenyumlar sonucunda, üst tarafları yumuşak ve tebeşirimsi, tabanında ise sert ve kristalize olan kayalar aşınmış ve sipsivri yamaçlar, jilet gibi keskin zirveler, sırtlar ortaya çıkarmış. Bu kireçtaşı denizini, baobap, incir ve palmiye ağaçlarından oluşan derin orman vadileri keser ve tepede 20 m yüksekliğinde bir gölgelik meydana getirir. Güneye doğru 720 km’den daha fazla uzanan bu manzaranın aynısı batı Madagaskar’daki Bemaraha Ulusal Parkı’nda da vardır.

 Ankarana kayalarının arasından sızan yağmur suları, kireç tortularının olağanüstü güzellikte sarkıt ve dikitler oluşturduğu derin mağaralar oymuş. Kireçtaşı üzerindeki derin yarıkların yuttuğu akarsularsa tünel ve mağaraların içinden akan yeraltı nehirleri olarak uzaklarda yeniden ortaya çıkar. Bugüne kadar 11 km’lik geçidi ortaya çıkarılabilen Grotte d’Andrafiabe nehri bunlardan biri. Öte yandan daha büyük mağaraların çatıları çökmüş, bu bakir ormanda böylece ortaya çıkan izole ceplerse bitki ve hayvan kolonilerine sığınak olmuş.

 Platonun ortasındaki ürkütücü kayalıklara, çarptığı zaman çıkardığı ve çatlak bir çanın boğuk çınlamasını andıran sesten esinlenerek, yerel dilde ‘tsigny’ deniyor. Malagazi’ler ( Madagaskar halkına verilen isim ) tsigny’lerde tek bir ayağın basabileceği kadar bile düz zemin olmadığını söylüyor. Cesur doğabilimcileri bazen, çivi gibi kayaların oluşturduğu bu labirentin dış saçaklarında ilerlemek için büyük mücadeleler vermiş ama umutsuz bir biçimde her yeri birbirine karıştırdıktan sonra dönmüşler. Bölgenin derinliklerine girmeyi denemiş birkaç kişi ise tsigny’nin en iyi görüntüyü havadan ve ’emin’ bir mesafeden verdiğini söylüyor. 

madagaskar-gezilecekyer.org_-650x467

 Madagaskar’daki yaban hayatın büyük bir bölümü, giderek artan nüfusun hiç değişmeyen fazla toprak ihtiyacı nedeniyle tehdit altında, ancak Ankarana Platosu ile Bemaraha Parkı’nın bir kaleyi andıran özellikleri, burada yaşayan nadir canlıları bugüne kadar korumayı başarmış. Madagaskar’ın en tipik yerel memelisi olan lemurların birkaç türü, bıçak sırtlı kayalar üzerindeki çatlak ve çukurlarda yetişen ağaçlar üzerinde yaşıyor.

 Lemurlar, primatların bir alt türü ve dolayısıyla da insan ve maymunların uzak akrabası. Coquerel Cüce Lemuru gibi, minik ve az bulunur bazı türleri geceleri kendi yemeklerini kendileri bulunur. Sifaka gibi daha büyük türlerse büyük gruplar halinde geziyor; şaşırtıcı derecede insanınkine benzeyen elleriyle asıldıkları dalların birinden diğerine sıçrayarak gündüzleri besleniyor.

 Ankarana’da yaşayan diğer memeliler arasında halka kuyruklu firavun faresi ve Madagaskar’ın ‘dizlerinde kesilmiş bir dağ aslanı’ olarak tarif edilen en büyük yırtıcısı, kedi ve misk kedisi karışımı bir etobur olan fossa yer alıyor. Fossalar çoğunlukla sifakalarla besleniyor.

 Ankarana’nın derinliklerinde ise yeryüzünün mağarada yaşayan tek krokodili, mayıstan ekime kadar altı aylık kuru sezon boyunca yer altı nehirlerine sığınıyor. Bu krokodillerin büyük olanlarının boyu neredeyse 6 metreyi buluyor ve insanları da yakalama ve yeme yeteneğine sahipler.

 Bu mağaralara girmeyi deneyenlerin şansına, krokodillerin harekete geçmeden önce uzun uzun güneşlenmeye ihtiyacı var ve yer altı nehirlerinin genellikle 26 derecenin altında seyreden su ısısı da onları uyuşukluk durumunda tutmaya yetecek kadar düşük.

 Krokodillerden daha küçük olmalarına karşın çok daha tehlikeli olan sert derili su yılanları da yer altı nehirlerinde yaşıyor. En az 1.2 m uzunluğundaki bu saldırgan yılanların acımasız dişleri var, durup dururken yüzenlere ve hatta şişme botlara saldırdıkları söyleniyor.

 Ankarana ve Bemahara parklarının uzak ve hiç de konuksever olmayan doğası bugüne kadar içinde barınan vahşi yaşamı korumayı başarmış ama bu durum ülkenin geri kalanı için geçerli değil. Bu son derece kıymetli hayvanların vatanı, dünyanın diğer bölgelerinde olmadığı kadar risk altında. Memeliler içinde lemurlar, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmadığı gibi Madagaskar’ın bilinen 235 tür sürüngeni de yalnızca bu ülkeye özgü canlılar.

madagaskar-tsigny-diyarı-nerede-650x476

 Burada kuşlar arasında da benzer bir çeşitlilik gözlemleniyor. Madagaskar’da 250’yi akşın kuş türü yaşıyor. Bunların yüzden fazlası ise yalnızca bu adaya özgü türler. Sayıları, öncelikle yağmur ormanlarının kesilmesi nedeniyle azalıyor. Bu azalışa katkıda bulunan bir diğer faktörse yabancı turistler tarafından spor için avlanmaları. Kanatsız ‘Aepyornis’ ya da fil kuşu olarak bilinen dünyanın en büyük kuş türünün kederli hikayesi, bir canlı türünün başına gelebilecekleri basitçe özetleyecek nitelikte. Yaklaşık 450 kg ağırlığında olan ve bir devekuşunun 1.5 misli büyüklüğündeki bu kuşun yumurtası da bir devekuşu yumurtasından 6 kat daha büyük. Fil kuşları avlana avlana soyu tüketilen türlerden biri. Son görüldüğü tarih ise 1666.

 Tehdit altındaki canlılardan bir diğeri de bukalemunlar; yeryüzündeki bukalemun türlerinin yarısı sadece Madagaskar’da yaşıyor. Tümüyle zararsız olmalarına karşın, bukalemunların, huzura kavuşmamış insanların ruhunu taşıdığına ve birbirinden bağımsız hareket eden gözlerinden birini geçmiş, diğerini de gelecek üzerinde tuttuğuna inanan Malagazi’ler onlardan korkuyor.

 Bununla birlikte umut verici işaretler de var. Orada burada nesli tükenme tehdidi altında olan türleri korumaya yönelik projeler başlatılıyor. Örneğin kuşbilimcileri, sayıları giderek azalan kuş kartalları ve yılan kartalları üzerinde çalışıyor.

 Ankarana’nın birkaç mil kuzeyindeki Montagne d’Ambre Ulusal Parkı’ndaysa çiftçiler, odun kömürü yapmak için yağmur ormanlarını kesmek yerine bölgeye özgü ağaç türleri dikerek ve daha etkili bir sulama sistemi kullanarak topraklarını uzun vadeli yararlara göre ekmeye teşvik ediliyor. Yeşil turizm promosyonları ise, çok nadir bulunan bitki ve hayvanların gelecek yüzyıllardaki paha biçilmez sığınakları olarak işlev gören Ankarana Platosu gibi benzersiz bölgeleri güvence altına almayı hedefliyor.

dünyanın-en-ilginç-yeri-650x487

Çok güzel ve çok korkutucu değil mi? Bu yazıyı okuduğumda ilk dikkatimi çeken şey lemurlar oldu.Meğerse küçüklüğümde izlediğim çocuk belgeselinin baş kahramanı zaboo mafoo’nun diyarı Madagaskarmış. Ve ne yazık ki tamamiyle bir masal diyarı olan Madagaskar insanlar yüzünden yavaş yavaş yok oluyor.Dünyaya faydadan çok zarar getiren insan ırkı bir doğa harikasını daha yok ediyor. Belki de uzun yıllar sonra bu diyar sadece kitaplardan ve ansiklopedilerden okunan görülen bir yer olarak kalacak.

KAYNAKÇA: Dünya Harikalarını Keşfedin, Reader’s Digest Seçkisi.

Reklamlar