Sabahın erken saatlerinde kapı çalındı.Uyuyakalmış olmalıydı.Uyanmıştı ama gözlerini açmadı.Yatakta biraz daha tembellik yapmak istiyordu.Belki bir kaç saat daha uyuyabilirdi.Derin’in yavaşça kalkıp onu uyandırmamak için sessizce kapıyı açmaya gittiğini duyabiliyordu.Ne yaptığını daha iyi görebilmek için gözlerini açmadan sol tarafına döndü.Nedense bir dakika önce önemsiz olan bu kapı birden bire ilgisini çekmişti.Sanırım bunun sebebi Defne uyanmasın diye sarf edilen olağanüstü çabaydı.

  Derin onun uyanıp uyanmadığını bir kez daha kontrol ettikten sonra yavaşça kapıyı açtı.Defne gözlerini çok az açarak yakalanma riskini en aza indirip onları görmeye çalıştı.Bu epey zor bir işti.Zaten Derin kapının tam önünde durduğu için gelenin kim olduğunu göremiyordu.Bunun yerine gözlerini kapatıp konuşulanları daha dikkatli dinlemeye karar verdi.Gelen kalın ses tonundan kapıdakinin bir erkek olduğunu anlamıştı ama sesi ona tamamen yabancıydı.Tanıdığı biri olamazdı.Merakı gittikte artıyor yerinde huzursuzca kıpırdanıyordu.Bu odaya hapis olduğundan beri gelen ilk insandı.Aklına birden onu huzursuz eden şüpheye düşüren bir soru hücum etti.Çoktan Derin’e sormuş olması gereken bir soru.Onu buraya neden getirmişti? Bunu daha önce sormadığı için kendine kızdı.Böyle önemli bir soruyu nasıl atlardı?

 “Yeter! Bunları duymak istemiyorum.Söylediklerinizi daha önce duymadığımı mı sanıyorsunuz? Defalarca duydum. Ben size bana daha önce söylenilen şeylerin aynısını söyleyin diye gelmedim.Çözüm bulmanız için geldim.”

  Derin’in bağrışı onu düşünce dünyasından alıp gerçek dünyaya geri getirmişti.Zamanı olmayan düşüncelere dalmak yerine onları dinlemek için uğraşması gerekirdi.Bir kez daha kendine kızdı.Gözlerini açıp açmama konusunda kararsız kaldı.Eğer şimdi aniden uyanırsa numara yaptığını anlar mıydı? Sonuçta bağırdı ve buna uyanmam çok da anormal kaçmaz diye düşündü içinden.Bu sırada kapının diğer tarafındaki adam korkmuş sesiyle Derin’e açıklama yapmaya çalışıyordu.

 “Fakat Derin bey ne kadar hasta olduğunu sizde biliyorsunuz.Şizofreni…”

 “Size bana bahaneler sunun diye para ödemiyorum.Şimdi defol ve bir çözüm bulana kadar da gelme.Bir haftan var.Bulamazsan başka bir iş ara kendine.”

  Kapıyı adamın yüzüne çarparak kapattı.Fakat hiç biri Defne’nin dikkatini çekmiyordu.O konuşma sırasında geçen bir kelimeye takılmıştı.Şizofreni…Kafasında evirip çevirdi bu kelimeyi.Buna o kadar odaklanmıştı ki Derin’in ona seslendiğini yanına gelip onu sarsana kadar fark etmedi.

“Defne iyi misin? Defne beni duyuyor musun?”

  Cevap vermedi ama onu duyduğunu anlaması için başını çevirip ona baktı.Zihninde sürekli aynı kelime dönüp duruyordu. Şizofreni…Kendisinden bahsediliyor olamazdı.Deli değildi bunu biliyordu.Peki ya kimden söz ediyorlardı? Aklına tekrar biraz önce düşündüğü soru geldi ve bu sefer soruyu aklında evirip çevirmek yerine direkt muhattabına sordu.

“Beni neden buraya getirdin Derin?”

   Hemen cevap vermedi.Soruyu biraz düşünüp vereceği cevabı tarttı.Söyleyeceklerini dikkatle seçtiği yüz ifadesinden okunabiliyordu.Biraz da korkuyordu sanırım.Alacağı tepkiden çekiniyordu.Sonunda cesaretini toplayıp tane tane anlatmaya başladı. Söylediği her kelimeyi tartarak yavaşça söylüyor her cümlenin sonunda birkaç saniye durup Defne’yi kontrol ediyordu.

“Seni buraya korkularınla yüzleşmen için getirdim.Bir aydır buradasın.Seni kazadan sonra buraya yatırmak zorunda kaldım.Beni o kadar korkuttun ki Defne öldün zannettim.Bunun bana nasıl bir acı verdiğini tahmin bile edemezsin.Hastaneden kaçıp yola fırladın ve yoldan hızla geçen araba sana çarptı.Havada takla atışını ve cansız yere düşüşünü izledim. Korkunçtu…Benim hatam.Yanından hiç ayrılmamalıydım.Bir ay komada kaldın.Daha sonra mucizevi bir şekilde 5 gün önce uyanınca bir karar verdim. Seni kaybetmeyi bir daha göze alamazdım.Burası bir hastane ve bu odayı senin için özel olarak hazırlattım.Korkularını tetikleyeceğini biliyordum.Bunları birlikte yenebileceğimizi ve iyileşebileceğini düşünüyordum. Önceki gibi seni uyuşturmanın bir faydası olmayacağını biliyordum.Elbette bunu senden uzun süre saklayamazdım ama bunu öğrenmen tahmin ettiğimden daha erken oldu.Kabullenmenin çok zor olduğunu biliyorum.Belkide bana inanmayacaksın ama karşı çıkmadan önce bana güvenmeni istiyorum. Sana asla kötülük yapmam.”

  Sustu ve odaya birkaç saniyeliğine uğursuz bir sessizlik çöktü.Söyleyeceklerinin ve söylediklerinin ağırlığı altında çökmüş acı çekiyordu.Cesaretini toplamak için birkaç derin nefes aldı ve sırtını dikleştirdi.Zayıf görünmek istemiyor güçlü durmaya çalışıyordu.Sonunda o istemediği kötü kelimeleri birleştirip korkunç gerçeği ona söyledi.

“Defne seni buraya getirdim çünkü sen hastasın.Yaklaşık bir yıldır seni tedavi etmeye çalışıyoruz ama başarılı olamadık.”

  Buna daha fazla dayanamayacağını düşünüp Derin’in sözünü kesti.Çok sinirlenmişti ve sesini kontrol edemiyordu. Açıkçası etmek de istemiyordu.

“Şizofreni öyle mi? Çok akıllıca.Başka türlü beni buraya tıkmanı nasıl açıklayabilirdin ki? Ben aptal değilim ama sen beni buraya hapis eden bir manyaksın.Bir deli arıyorsan o ben değilim sensin.Buradan gitmek istiyorum.Hemen.Beni burada zorla tutamazsın.”

  Hemen ayağa kalkıp kapıya yöneldi.Bir an önce buradan kurtulmak istiyordu.Kapıyı açmaya çalıştı zorladı ama kilitliydi.Sinirlenip kapıyı tekmelemeye başladı.Öfkesi kontrol edilemez boyutlara ulaşmıştı.

“Aç şu kapıyı! Gitmek istiyorum.Aç!”

“Buna izin veremem Defne.Lütfen…Lütfen sakinleşmeye çalış.Bana güvenmeye çalış.”

   Derin o kadar çaresizdi ki Defne’yi böyle görmek onu mahvediyordu.Gözünün önünde öfke nöbeti geçirmesine daha fazla dayanamadı ve yanına gidip onu durdurmaya çalıştı.Bu şekilde kendine zarar vermesini izleyemezdi.Onu kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı ve hareket etmesini engelledi.Ona vuruyor tekme atıyor bağırıyordu ama hiç biri umurunda değildi. Duyduğu acı onun iyi olmasından zarar görememesinden daha önemli değildi.Sonunda yorulup ona zarar vermeyi bıraktı.

“Bırak beni gideyim.Lütfen…”

“Bu senin iyiliğin için Defne. Üzgünüm seni bırakamam.”

Reklamlar